elmadan başlayan yolculuk..

1/9/2007 -Kategori: Gundelik

hayat bir gündür. o da bugün.....
ben sigaramı üflüyorum..
dünyayı kirletmek zevkli bir şey değil biliyorum..
acısını çeke çeke..
içimdekileri kusmak hayata saldırı gibi isyan gibi oluyor..
oysa ben midemi temizliyorum...

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

uzun bir aradan sonra tekrar blogdayım...şimdi başladığım yerde emperyalist düzene laf saymayayım.. ne olurdu yani bu interneti biraz daha ucuz yapsalar.. anlamam ki.....

neyse sonuçta tekrar geri gelmiş bulunmaktayım..eski arkadaşlardan kimse kaldımı bilemem..

blog ayarlarını bile unutmuşum ya...özlemişim aslında blog işini forum işini filan..

zaten okul yine bitmedi..1,5 senem var..pink floyd dan bir parça sözüyle giriş yapalım..hazır aklıma gelmişken efsane grup..konuyla alakalı: )

We don't need no education.
We don't need no thought control. 
No dark sarcasm in the classroom.
...

Amman yanlış anlaşılmasın.eğitim öğretim hatta hiçbişey beceremiyen,sadece kendini kral zanneden hocalara bu sözler..hem ben yazmadın banane bee..

 

bu yazıyı gören olursa bi selam versin.. kendimi, kendi evimde yanlız hissetmeyeyim..: )

 

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

şenlik war.. :)

20/5/2006 -Kategori: Gundelik

selamlar arkadaşlar.. bu eleman gene nereye kayboldu demeyin..bu ara kampuse takılıyorum.. aslında dışarı hayatını bitirmiştim..arkadaşlarımla filan görüşmüyordum.. tamamiyle birazcık içe kapanma veya nete saldırma gibi bişey için..aslında çok iyi geldi bana.. çok yoğun geçen belki de çok kafa patlatan bi dışarı hayatım vardı..şimdi en azından arındım biraz...her ne kadar eskilerin izlerini atamasamda üstümden az da olsa dışarda bana faruk sen ne kadar değişmişsin böyle diyen arkasdaşım çok..şükür ki; bazı ilahi aşkları hissedebildim bu uzuun süre zarfında.. dışarda bunu yapmak benim için çok zormuş demekki.. 

bu ara kampüsteki bahart şenliğinden dolayı sanırım eski o berbat b.ktan günlere dönmüş gibiyim..nete de pek uğrayamıyorum.. şenlik süper gidiyor.. zaten bugün yarın bitiyor.çok güsel konserler var..işte bi bahar havası bu..inşAllah tekrar eskisi gibi nete takılırım.. bu dışarı dan kurtulmam lazım gene.. bi şeye bağlanmam lazım.. yoksa biraz zor görünüyor eve takılmam :))

şimdilik esenliklerle güselliklerle kalınız..beni unutmayın.. ben kimseyi unutmadım...artık bende bloglara uğrayıp oplu yorum yapacam geldiğimde..

özleyin haa :))

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

efendimize selam olsun...yağmur..

8/4/2006 -Kategori: Gundelik

nurullah gençin efendimize hitaben yazdığı o mükemmel şiir..bu şiiri 10 senelik bir çile döneminin ardından istanbula trenle giderken trenin camlarına vuran yağmuru izleyerk yazmış..yani bu şiiri yazmak için 10 sene kaleminden bir satır dökmemiş.. müziğini de ekledim.. umarım dinlersiniz de okuyarak..

 

YAĞMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

 

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

 

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

 

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

 

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

 

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

 

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

 

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

 

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

 

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler şahının hayalleri

 

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

 

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

 

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü

 

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

 

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

 

Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

 

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

 

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü

 

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

 

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

 

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

 

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

 

Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

 

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

 

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

 

Saatlerin ardında hep kendimi aradım

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

 

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

 

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin

 

Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

 

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

 

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

 

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

 

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

 

Nefesinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

 

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

 

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Yorum (10) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kızılderili gerçeği :)

7/4/2006 -Kategori: Gundelik

yahu şu kızılderililerle ilgili yazılar okuyunca onların doğa sevgisine doğal yaşamlarına hayran olmuşuzdur hep..neyse bi ara kızılıderililerle uğraşıyorum ( araştırıyordum nedir bunlar diye) bir fıkra buldum.. benim hoşuma gitti.. umarım beğenirsiniz..

Kızılderili;
Film ekibi, çölün kizgin gunesi altinda cekim yapmaktadir. Zor sartlar altinda calisirlarken, ihtiyar bir kizilderili sete dogru yaklasir ve yonetmenin yanina giderek ....
-"...Yagmur, yarin !" der ve gider. Sasiran yonetmen, ertesi gun yagan yagmuru hayretle izler. Bu sirada ihtiyar kizilderili yine gelir ve
- ".. Firtina, yarin!" der ve yine aniden uzaklasir. Gercekten de muthis bir firtina cikar ve colu birbirine katar. Yonetmen emreder ..
- "Cabuk bana o kizilderiliyi getirin! İstedigi parayi verin. O olmazsa biz bu filmi bitiremeyiz!".
Adamlar, kizilderiliyi bulur ancak yasli apaci bir turlu razi olmaz. En sonunda teklif edilen bir milyon dolari reddedemez ve adamlarla birlikte kampa gelir. 1 ay boyunca,ihtiyar kizilderilinin soyledigi her sey tutar.
yagmur der yagmur, col firtinasi der, col firtinasi, kavurucu sicak der, kavurucu sicak. Yonetmen gayet memnun mesut durumda filmi cekmeye devam eder. Derken bir gun yasli kizilderili susar ve hicbir sey soylemez. Yonetmen ...
-"Nasil olsa gecer" diye dusunurek bekler.1 gun, 2 gun, 1 hafta, 1 ay derken yonetmenin sabri taşar ve kizilderiliyi bir kenara cekerek ofkeyle sorar ..
-"Bana bak! sana bu is icin dunyanin parasini odedim! Eger susmaya devam edersen, seni buradan atacagim en sonunda !".
Kizilderili omuzlarini silker ...
- "Radyo,kırıldı!"

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ben koptum walla..ne kadar faşist de olsa!gülebildim

6/4/2006 -Kategori: Gundelik

Adolf Hitler

20. yüzyilin basinda bir evde kucuk bir cocuk babasina
sormus:
- Baba!, kedilerin kuyruklarini kesip kemer
yapmak günah midirı
Baba ilgisizce;
- Günahtir evladim demis
- Peki baba zencilerin derilerinden paspas yapmak
günah midirı
- O da gunahtir evladim
- Peki baba japonlarin beyinlerinden corba yapmak
gunah midirı
- Ooofff! o da günahtir evladim
- Peki baba yahudilerin yaglarindan sabun yapmak
gunah midirı
Baba en sonunda dayanamaz:
- Degildir ulan. oooff bee Adolf , nerden aklina
gelir boyle sorular sormakı!...

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ateş ve insan; bilgi, cahillik,öğretme girdabı...

6/4/2006 -Kategori: Gundelik

Ateş ve insan

Yüzyıllar önce, dünyanın ücra köşelerinden birinde bulunan bir adaya ateş, geç de olsa gitmişti. Bu adada dört ayrı kabile bulunuyor, adanın dört köşesinde birbirlerinden kopuk yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Adaya yakın bir kara parçasında öğrencileriyle birlikte yaşayan bir bilge bu adaya gezi düzenlemeye karar verdi. Bir gemiye bindiler, zor bir yolculuktan sonra adaya ayak bastılar. Birinci kabileye ulaştılar.
* Bu kabilede ateşi sadece rahipler kullanabiliyordu. Bunun kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna diğerlerini inandırmışlardı. Sadece rahipler ısınıyor ve sıcak yemek yiyordu, diğerleri donuyor ve çiğ et yiyordu.
Bilgenin öğrencilerinden biri "ben burada kalacağım ve bütün insanların ateşten faydalanmalarını sağlayacağını" dedi.
Bilge ve diğer öğrencileri onu orada bırakıp yollarına devam ettiler, ikinci kabileye geldiler.
* Bu kabiledeki insanlar ateşin ilahi bir güç olduğuna inanmışlardı ve ateş yakmaya yarayan bütün araçlara tapıyorlardı. Ama ateş yakan yoktu.
Bir öğrenci "ben de burada kalıp bunlara ateş yakmayı öğreteceğim" dedi, orada kaldı, diğerleri yola devam edip üçüncü kabilenin yaşadığı yere geldi.
* Bu kabilede, bir zamanlar ateşi adaya getiren adamın totemleri yapılmış ve her yere yerleştirilmişti. Halk ona tapıyordu. Birkaç kuşak öncesi ateşi görmüş, getiren adamın tanrı olduğuna karar verilmiş ve bu inanç yerleşmişti. Ama sonra kimse ateş yakmaya teşebbüs etmemişti.
Öğrencilerden biri de ben burada kalacağım dedi, diğerleri dördüncü kabilenin köyüne yöneldi.
* Dördüncü kabile de ateş yakmıyor ama ateş hakkında yayılmış abartılı söylentilere inanıyordu. Ateşin kendisi bir tür tanrı yerine konulmuştu. Ateş yakmayı kimse bilmiyor ama hep ateşin gücü hakkında hikâyeler anlatılıyordu.
Başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istedi.
Bilge ve öğrencileri adayı biraz daha dolaşıp dört köyde kalan öğrencileri almak için tekrar aynı yolu izleyerek geri döndüler.
Birinci köydeki öğrenci konuşmaya başlar başlamaz rahiplerce suçlanmış, bir yabancıya inanacağına kendi rahiplerine inanan halk da öğrenciyi yakalayıp yakmıştı.
İkinci köydeki öğrenci, halkın tapındığı aletleri kullanarak ateş yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları nesnelerin böyle kullanılmasına infial göstermiş ve öğrenciyi öldürmüşlerdi.
Üçüncü köydeki öğrenci, bir insanın totemine tapmanın yanlışlığını belirterek söze başlayınca hemen öldürülmüştü.
Dördüncü köydeki öğrenci de ateşin gerçekte ne olduğunu anlatmaya başladığı anda öldürülmüştü.
Bilge ve kalan öğrenciler gemiye döndüler, denize açıldılar. Bilge bu ada gezisinin sonucunu şöyle özetledi..;

      .

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

7 numaradan unutulmaz replikler..

6/4/2006 -Kategori: Gundelik

7 numaranın manyakları vardır bilirim.. bunlardan biri bendim..unutulmaz repliklerden..;

 

haydar: üşüdün mü? titriyorsun.
armağan: bütün bunların yaşanması gerekiyor muydu, ha?
haydar: bana neden kızdığını söyle armağan.
armağan: çünkü o zavallı kızın canını yaktın.
haydar: canını yakmak için ne yaptım?
armağan: onu bu gece neden yalnız bıraktın, ha? neden?
haydar: sana bakmaya çıkmıştım.
armağan: bana mı?. inanmıyorum. orda sana deli gibi aşık ve yardıma ihtiyacı olan bir kız varken sen bana bakmaya çıkmıştın, ha? öyle mi?
haydar: evet. benim de yardıma ihtiyacım vardı. o çocuğa "evet" dedin mi?
armağan: bu seni neden ilgilendiriyor?
haydar: çünkü "evet demeni istemiyorum.
armağan: bak haydar.
haydar: dedin mi? cevap ver.
armağan: demedim ama demeyeceğim anlamına da gelmez.
haydar: ben... seni seviyorum armağan!
armağan: ne?
haydar: seni seviyorum dedim. seni doğduğum, nefes aldığım günden beri, toprağa sıcağı avucladıgından beri, ağacın dibine oturup yaktıgım türkülerden beri seviyorum. hiç görmeden bildiğim, görünce tanıdığımsın. yanımda yokken sen bende varsın, yanımda varken ben sende yok oluyorum. işte söyledim armağan. iki yıllık sessizliğimin mührünü söküp attım. gerisi sana kalmış.
(armağan gitmek ister, haydar onu kolundan yakalar)
haydar: dur, birşey demeden yollamam seni.
armağan: sana ne diyeyim, bilmiyorum.
haydar: bana neden kızgın olduğunu söyleyeceksin.
armağan: söyledim ya. iclal'e acı çektirdin.
haydar: iclal benim onu kardeş gibi sevdiğimi biliyordu.
armağan: sana duyduğu aşk hoşuna gidiyordu. sana dokunması, sana sarılması, sana sarılması.
haydar: hayır, rezzan hocam içindi. peki sen niye beni iclal'e doğru ittin?
armağan: ben vicdanımın sesini dinledim.
haydar: diğer bacılar dururken niye en çok sen bağrına bastın?
armağan: çünkü çok çaresizdi.
haydar: sen iclal'i kıskandın.
armağan: madem böyle düşünüyorsun, onu niye eve getirdin?
haydar: söyle armağan. iclal'i kıskandın değil mi?
armağan: hayır!
haydar: kıskandığın için vicdanın seni ayıpladı değil mi?
armağan: hayır!
haydar: kendinden sakladığın hayaletler iclal gelince hortlamadı mı?
armağan: hayııır!.. evet, evet kıskandım, evet kıskandım.
haydar: niye peki?
armağan: çünkü sen benimdin, benim parçamdın onun değil.
haydar: sana son defa soruyorum, bi daha da sormayacağım. "benim bir parçamsın" ne demek armağan?
(armağan tekrar gitmek ister, haydar yine tutar ve soruyu tekrarlar)

haydar: ne demek armağan?
armağan: kabul etmekten deliler gibi korktuğum, kırk kilide vurup sakladığım herşey demek. yitirdiğim çocukluğumdan saklı kalan masumiyet demek. bir türlü yol bulup da yüreğimden dilime gelmeyen o cümle demek. ben de seni seviyorum haydar demek, ben de seni seviyorum demek.
(yağmur yağar, sarılıp ağlarlar, yanyana iken yaşadıkları hasret bitmiştir artık)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ustaya saygı..köprü..

5/4/2006 -Kategori: Gundelik

Köprü

Sevgili,
yetmiyor 'sevgili' sözü
tek başına.Karşılamıyor
içimi dolduran duyguyu.
Oysa ben 'sevgili'
derken neler
düşünüyorum bilsen.
Sonsuz,bir güneş,
bir yudum rakı,
çiçeğe durmuş ince bir
bahar dalı,
oğlumun sıcak yanağı,
anamın acılı gözleri,
babamın tütün kokan eli,
evimizde ki kuş,
yarının güzel günleri,
anlatılması güç binlerce
duygu ve SEN...
işte sen
beni hayata baglayan
en güzel köprüsün;
köprülerin en güzelisin.
sevgilim...güzelim...
insanı yaşatan
içimizdeki hayat böceğidir.
o ölürse
hayatımızında tadı biter.
o sakın ölmesin,
yaşat onu.

yılmaz güney..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

bilgisi olanlar lütfen yorum yapsın..

3/4/2006 -Kategori: Gundelik

bu yazıyı okuyan her kim isen.. lütfen aşağıdaki linke tıkla..ve tıkladıktan sonra..lütfen yorum yaz.. bilgisayara zarar verir mi..bu linkteki olay?korkmayın bişey olmayacak..

 

olay şu: 20 saniyeliğine ekran dönüyor..sonra eski haline geliyor..benim merak ettiğim bunun bilgisayara zararı varmıdır? sanmıyorum ama..

 

ben bu linki buraya koydum ve sen tıkladın diye beni uyarırmısın?? neden böyle bir link koydun diye??hadi diyelim uyardın.. nasıl uyarırsın?

 

 yorum yapmadan geçmeyin lütfen.. sadece 2 dakikanızı alır..

 

!!!

 

tıklayın..20 saniyelik bişey..

 

 

Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

işte o muhteşem ışık hadisesi..

3/4/2006 -Kategori: Gundelik

 

Mükemmel bir şey ya....detayları resimde okuyunuz lütfen..

 

 

işte bu da o meşhur duvar..hani belirli bir zamanda bütün köyü gölgede bırakan sadece şeyhe güneşin gittiği duvar..

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı