hayat bir gündür. o da bugün.....
ben sigaramı üflüyorum..
dünyayı kirletmek zevkli bir şey değil biliyorum..
acısını çeke çeke..
içimdekileri kusmak hayata saldırı gibi isyan gibi oluyor..
oysa ben midemi temizliyorum...
, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
uzun bir aradan sonra tekrar blogdayım...şimdi başladığım yerde emperyalist düzene laf saymayayım.. ne olurdu yani bu interneti biraz daha ucuz yapsalar.. anlamam ki.....
neyse sonuçta tekrar geri gelmiş bulunmaktayım..eski arkadaşlardan kimse kaldımı bilemem..
blog ayarlarını bile unutmuşum ya...özlemişim aslında blog işini forum işini filan..
zaten okul yine bitmedi..1,5 senem var..pink floyd dan bir parça sözüyle giriş yapalım..hazır aklıma gelmişken efsane grup..konuyla alakalı: )
We don't need no education.
We don't need no thought control.
No dark sarcasm in the classroom.
...
Amman yanlış anlaşılmasın.eğitim öğretim hatta hiçbişey beceremiyen,sadece kendini kral zanneden hocalara bu sözler..hem ben yazmadın banane bee..
bu yazıyı gören olursa bi selam versin.. kendimi, kendi evimde yanlız hissetmeyeyim..: )
şenlik war.. :)
selamlar arkadaşlar.. bu eleman gene nereye kayboldu demeyin..bu ara kampuse takılıyorum.. aslında dışarı hayatını bitirmiştim..arkadaşlarımla filan görüşmüyordum.. tamamiyle birazcık içe kapanma veya nete saldırma gibi bişey için..aslında çok iyi geldi bana.. çok yoğun geçen belki de çok kafa patlatan bi dışarı hayatım vardı..şimdi en azından arındım biraz...her ne kadar eskilerin izlerini atamasamda üstümden az da olsa dışarda bana faruk sen ne kadar değişmişsin böyle diyen arkasdaşım çok..şükür ki; bazı ilahi aşkları hissedebildim bu uzuun süre zarfında.. dışarda bunu yapmak benim için çok zormuş demekki..
bu ara kampüsteki bahart şenliğinden dolayı sanırım eski o berbat b.ktan günlere dönmüş gibiyim..nete de pek uğrayamıyorum.. şenlik süper gidiyor.. zaten bugün yarın bitiyor.çok güsel konserler var..işte bi bahar havası bu..inşAllah tekrar eskisi gibi nete takılırım.. bu dışarı dan kurtulmam lazım gene.. bi şeye bağlanmam lazım.. yoksa biraz zor görünüyor eve takılmam :))
şimdilik esenliklerle güselliklerle kalınız..beni unutmayın.. ben kimseyi unutmadım...artık bende bloglara uğrayıp oplu yorum yapacam geldiğimde..
özleyin haa :))
efendimize selam olsun...yağmur..
nurullah gençin efendimize hitaben yazdığı o mükemmel şiir..bu şiiri 10 senelik bir çile döneminin ardından istanbula trenle giderken trenin camlarına vuran yağmuru izleyerk yazmış..yani bu şiiri yazmak için 10 sene kaleminden bir satır dökmemiş.. müziğini de ekledim.. umarım dinlersiniz de okuyarak..
YAĞMUR
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
kızılderili gerçeği :)
yahu şu kızılderililerle ilgili yazılar okuyunca onların doğa sevgisine doğal yaşamlarına hayran olmuşuzdur hep..neyse bi ara kızılıderililerle uğraşıyorum ( araştırıyordum nedir bunlar diye) bir fıkra buldum.. benim hoşuma gitti.. umarım beğenirsiniz..

Kızılderili;
Film ekibi, çölün kizgin gunesi altinda cekim yapmaktadir. Zor sartlar altinda calisirlarken, ihtiyar bir kizilderili sete dogru yaklasir ve yonetmenin yanina giderek ....
-"...Yagmur, yarin !" der ve gider. Sasiran yonetmen, ertesi gun yagan yagmuru hayretle izler. Bu sirada ihtiyar kizilderili yine gelir ve
- ".. Firtina, yarin!" der ve yine aniden uzaklasir. Gercekten de muthis bir firtina cikar ve colu birbirine katar. Yonetmen emreder ..
- "Cabuk bana o kizilderiliyi getirin! İstedigi parayi verin. O olmazsa biz bu filmi bitiremeyiz!".
Adamlar, kizilderiliyi bulur ancak yasli apaci bir turlu razi olmaz. En sonunda teklif edilen bir milyon dolari reddedemez ve adamlarla birlikte kampa gelir. 1 ay boyunca,ihtiyar kizilderilinin soyledigi her sey tutar.
yagmur der yagmur, col firtinasi der, col firtinasi, kavurucu sicak der, kavurucu sicak. Yonetmen gayet memnun mesut durumda filmi cekmeye devam eder. Derken bir gun yasli kizilderili susar ve hicbir sey soylemez. Yonetmen ...
-"Nasil olsa gecer" diye dusunurek bekler.1 gun, 2 gun, 1 hafta, 1 ay derken yonetmenin sabri taşar ve kizilderiliyi bir kenara cekerek ofkeyle sorar ..
-"Bana bak! sana bu is icin dunyanin parasini odedim! Eger susmaya devam edersen, seni buradan atacagim en sonunda !".
Kizilderili omuzlarini silker ...
- "Radyo,kırıldı!"
ben koptum walla..ne kadar faşist de olsa!gülebildim
Adolf Hitler
20. yüzyilin basinda bir evde kucuk bir cocuk babasina
sormus:
- Baba!, kedilerin kuyruklarini kesip kemer
yapmak günah midirı
Baba ilgisizce;
- Günahtir evladim demis
- Peki baba zencilerin derilerinden paspas yapmak
günah midirı
- O da gunahtir evladim
- Peki baba japonlarin beyinlerinden corba yapmak
gunah midirı
- Ooofff! o da günahtir evladim
- Peki baba yahudilerin yaglarindan sabun yapmak
gunah midirı
Baba en sonunda dayanamaz:
- Degildir ulan. oooff bee Adolf , nerden aklina
gelir boyle sorular sormakı!...
ateş ve insan; bilgi, cahillik,öğretme girdabı...
Ateş ve insan
Yüzyıllar önce, dünyanın ücra köşelerinden birinde bulunan bir adaya ateş, geç de olsa gitmişti. Bu adada dört ayrı kabile bulunuyor, adanın dört köşesinde birbirlerinden kopuk yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Adaya yakın bir kara parçasında öğrencileriyle birlikte yaşayan bir bilge bu adaya gezi düzenlemeye karar verdi. Bir gemiye bindiler, zor bir yolculuktan sonra adaya ayak bastılar. Birinci kabileye ulaştılar.
* Bu kabilede ateşi sadece rahipler kullanabiliyordu. Bunun kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna diğerlerini inandırmışlardı. Sadece rahipler ısınıyor ve sıcak yemek yiyordu, diğerleri donuyor ve çiğ et yiyordu.
Bilgenin öğrencilerinden biri "ben burada kalacağım ve bütün insanların ateşten faydalanmalarını sağlayacağını" dedi.
Bilge ve diğer öğrencileri onu orada bırakıp yollarına devam ettiler, ikinci kabileye geldiler.
* Bu kabiledeki insanlar ateşin ilahi bir güç olduğuna inanmışlardı ve ateş yakmaya yarayan bütün araçlara tapıyorlardı. Ama ateş yakan yoktu.
Bir öğrenci "ben de burada kalıp bunlara ateş yakmayı öğreteceğim" dedi, orada kaldı, diğerleri yola devam edip üçüncü kabilenin yaşadığı yere geldi.
* Bu kabilede, bir zamanlar ateşi adaya getiren adamın totemleri yapılmış ve her yere yerleştirilmişti. Halk ona tapıyordu. Birkaç kuşak öncesi ateşi görmüş, getiren adamın tanrı olduğuna karar verilmiş ve bu inanç yerleşmişti. Ama sonra kimse ateş yakmaya teşebbüs etmemişti.
Öğrencilerden biri de ben burada kalacağım dedi, diğerleri dördüncü kabilenin köyüne yöneldi.
* Dördüncü kabile de ateş yakmıyor ama ateş hakkında yayılmış abartılı söylentilere inanıyordu. Ateşin kendisi bir tür tanrı yerine konulmuştu. Ateş yakmayı kimse bilmiyor ama hep ateşin gücü hakkında hikâyeler anlatılıyordu.
Başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istedi.
Bilge ve öğrencileri adayı biraz daha dolaşıp dört köyde kalan öğrencileri almak için tekrar aynı yolu izleyerek geri döndüler.
Birinci köydeki öğrenci konuşmaya başlar başlamaz rahiplerce suçlanmış, bir yabancıya inanacağına kendi rahiplerine inanan halk da öğrenciyi yakalayıp yakmıştı.
İkinci köydeki öğrenci, halkın tapındığı aletleri kullanarak ateş yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları nesnelerin böyle kullanılmasına infial göstermiş ve öğrenciyi öldürmüşlerdi.
Üçüncü köydeki öğrenci, bir insanın totemine tapmanın yanlışlığını belirterek söze başlayınca hemen öldürülmüştü.
Dördüncü köydeki öğrenci de ateşin gerçekte ne olduğunu anlatmaya başladığı anda öldürülmüştü.
Bilge ve kalan öğrenciler gemiye döndüler, denize açıldılar. Bilge bu ada gezisinin sonucunu şöyle özetledi..;
.
7 numaradan unutulmaz replikler..
7 numaranın manyakları vardır bilirim.. bunlardan biri bendim..unutulmaz repliklerden..;
haydar: üşüdün mü? titriyorsun.
armağan: bütün bunların yaşanması gerekiyor muydu, ha?
haydar: bana neden kızdığını söyle armağan.
armağan: çünkü o zavallı kızın canını yaktın.
haydar: canını yakmak için ne yaptım?
armağan: onu bu gece neden yalnız bıraktın, ha? neden?
haydar: sana bakmaya çıkmıştım.
armağan: bana mı?. inanmıyorum. orda sana deli gibi aşık ve yardıma ihtiyacı olan bir kız varken sen bana bakmaya çıkmıştın, ha? öyle mi?
haydar: evet. benim de yardıma ihtiyacım vardı. o çocuğa "evet" dedin mi?
armağan: bu seni neden ilgilendiriyor?
haydar: çünkü "evet demeni istemiyorum.
armağan: bak haydar.
haydar: dedin mi? cevap ver.
armağan: demedim ama demeyeceğim anlamına da gelmez.
haydar: ben... seni seviyorum armağan!
armağan: ne?
haydar: seni seviyorum dedim. seni doğduğum, nefes aldığım günden beri, toprağa sıcağı avucladıgından beri, ağacın dibine oturup yaktıgım türkülerden beri seviyorum. hiç görmeden bildiğim, görünce tanıdığımsın. yanımda yokken sen bende varsın, yanımda varken ben sende yok oluyorum. işte söyledim armağan. iki yıllık sessizliğimin mührünü söküp attım. gerisi sana kalmış.
(armağan gitmek ister, haydar onu kolundan yakalar)
haydar: dur, birşey demeden yollamam seni.
armağan: sana ne diyeyim, bilmiyorum.
haydar: bana neden kızgın olduğunu söyleyeceksin.
armağan: söyledim ya. iclal'e acı çektirdin.
haydar: iclal benim onu kardeş gibi sevdiğimi biliyordu.
armağan: sana duyduğu aşk hoşuna gidiyordu. sana dokunması, sana sarılması, sana sarılması.
haydar: hayır, rezzan hocam içindi. peki sen niye beni iclal'e doğru ittin?
armağan: ben vicdanımın sesini dinledim.
haydar: diğer bacılar dururken niye en çok sen bağrına bastın?
armağan: çünkü çok çaresizdi.
haydar: sen iclal'i kıskandın.
armağan: madem böyle düşünüyorsun, onu niye eve getirdin?
haydar: söyle armağan. iclal'i kıskandın değil mi?
armağan: hayır!
haydar: kıskandığın için vicdanın seni ayıpladı değil mi?
armağan: hayır!
haydar: kendinden sakladığın hayaletler iclal gelince hortlamadı mı?
armağan: hayııır!.. evet, evet kıskandım, evet kıskandım.
haydar: niye peki?
armağan: çünkü sen benimdin, benim parçamdın onun değil.
haydar: sana son defa soruyorum, bi daha da sormayacağım. "benim bir parçamsın" ne demek armağan?
(armağan tekrar gitmek ister, haydar yine tutar ve soruyu tekrarlar)
haydar: ne demek armağan?
armağan: kabul etmekten deliler gibi korktuğum, kırk kilide vurup sakladığım herşey demek. yitirdiğim çocukluğumdan saklı kalan masumiyet demek. bir türlü yol bulup da yüreğimden dilime gelmeyen o cümle demek. ben de seni seviyorum haydar demek, ben de seni seviyorum demek.
(yağmur yağar, sarılıp ağlarlar, yanyana iken yaşadıkları hasret bitmiştir artık)
ustaya saygı..köprü..
Köprü
Sevgili,
yetmiyor 'sevgili' sözü
tek başına.Karşılamıyor
içimi dolduran duyguyu.
Oysa ben 'sevgili'
derken neler
düşünüyorum bilsen.
Sonsuz,bir güneş,
bir yudum rakı,
çiçeğe durmuş ince bir
bahar dalı,
oğlumun sıcak yanağı,
anamın acılı gözleri,
babamın tütün kokan eli,
evimizde ki kuş,
yarının güzel günleri,
anlatılması güç binlerce
duygu ve SEN...
işte sen
beni hayata baglayan
en güzel köprüsün;
köprülerin en güzelisin.
sevgilim...güzelim...
insanı yaşatan
içimizdeki hayat böceğidir.
o ölürse
hayatımızında tadı biter.
o sakın ölmesin,
yaşat onu.
yılmaz güney..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantıbilgisi olanlar lütfen yorum yapsın..
bu yazıyı okuyan her kim isen.. lütfen aşağıdaki linke tıkla..ve tıkladıktan sonra..lütfen yorum yaz.. bilgisayara zarar verir mi..bu linkteki olay?korkmayın bişey olmayacak..
olay şu: 20 saniyeliğine ekran dönüyor..sonra eski haline geliyor..benim merak ettiğim bunun bilgisayara zararı varmıdır? sanmıyorum ama..
ben bu linki buraya koydum ve sen tıkladın diye beni uyarırmısın?? neden böyle bir link koydun diye??hadi diyelim uyardın.. nasıl uyarırsın?
yorum yapmadan geçmeyin lütfen.. sadece 2 dakikanızı alır..
!!!
tıklayın..20 saniyelik bişey..
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
işte o muhteşem ışık hadisesi..

Mükemmel bir şey ya....detayları resimde okuyunuz lütfen..

işte bu da o meşhur duvar..hani belirli bir zamanda bütün köyü gölgede bırakan sadece şeyhe güneşin gittiği duvar..
